|
Mustafa
CEYLAN
|
Ankara, tarihinin derinliklerinde, sihirli bir rüzgâr
halinde seğmen ruhu bulunmaktadır. Yiğitlik, mertlik ve
cesaretin muhteşem bir sembol olan seğmen, çevik, atılgan,
cesur ve nişancıdır. Seğmen, bencil değildir. Kendini ve
kendini çıkarlarını, mahalle, bölge ve vatan menfaatlerinin
asla önüne çıkarmaz. Namus ve şeref, seğmen için çok
önemlidir. Hele bu, milletin toplumun namus ve şerefi ise...
Milletin bağımsızlığı bu bakımdan önemlidir.
Toplumun asayişi (
dirliği-düzenliği)seğmenin ana gayesidir.Güven içinde,
huzurlu bir toplum dokusunun muhafazasında kendini görevli
addeder.Toplumu koruyup kollayan seğmen aynı zamanda lider
özelliğiyle toplumun dinamiğidir. Zor ve kara günlerde
toplum, seğmenin işaretini bekler. Bir işaretiyle milleti
aynı noktada toplayabilir ve aynı hedefe yönlendirebilir.
Zor ve kara günlerde lider seğmenin açtığı bayrak,
kutsaldır. Bu kutsal bayrağın altında genç-ihtiyar demeden
bütün millet, itirazsız gönüllü olarak toplanır. Seğmen,
önderdir, komutandır. Onun kararları muhakkak doğrudur. Onun
kararları sonucunda zafer mukadderdir. Toplanmak, bir araya
gelmek, tek yürek-tek bilek olmak ve seğmen başının açtığı
bayrağı dalgalandırmak ulvî bir vazifedir. Bu ulvî vazife
yapılırken, düşmanla göğüs göğüs'e çarpışmak, gazi olmak,
hatta şehit düşmek de mümkündür.
Milleti faize bağlamış,
milletin kanını emen, elinde avucunda ne varsa alıp götüren,
acımasız, şımarık ve küstah zenginlerin hakkından seğmen ve
seğmenin kuralları gelir. Seğmen, haksızlık karşısında
susmayan, hakkı hakim kılan, adaletli bir sistemin adıdır.
Seğmen zulme isyanın kendisidir. Haram kazancın düşmanıdır.
Haksız kâr ve kazancı temin edeni seğmen ve halk birlikte
yola getirir."Zulmü alkışlamayan ve zalimi asla sevmeyen "
seğmen, fakirin-fukaranın, gariban babasıdır. Yetim hakkı
yiyenlere, hak hukuk gözetmeyenlere çelik bir yumruktur.
Yetime, düşküne, garibe ise kadifeden bir eldivendir. Seğmen
sığınaktır, çatıdır yuvadır. Kimsesizler kimsesidir. Onların
gözü, kulağı, sesi olmakla beraber, öfkesi, yumruğu
kinidir...
Seğmen, adalet tesis eden
hakimdir. Seğmenin sorgulayıcıları, savcıları halkın
kendisidir. Halkın içinde yaşayan güngörmüş, bilge
kişilerdir. Sevilen, sayılan, kimi ak sakallı dedeler, kimi
al yazmalı ninelerdir... Halkın milli vicdanıdır. Halkın
ortak kanaatidir. Seğmen kararlarını işte bu milli vicdanın
işaretlediği doğrultuda alır ve uygular.
Seğmen yurttur, yuvadır.
Yıkılanı tutup kaldırandır. Ancak, yıkılması gereken varsa
da, ona da acımayıp yıkandır. Bu ikisinin arasındaki tek
ülçü, halkın birliği, beraberliği ve halkın ortak
menfaatleri, milli vicdanıdır. Bu ölçü şaşmaz bir ölçüdür.
Yıkılanı tutup kaldırırken, milletle birlikte el ele, gönül
gönüledir.
Aile, çoluk, çocuk
seğmenin dünyasında en temel hadisedir. Ailenin korunması
gereklidir. Çoluk-çocuk ülkenin geleceğidir. Seğmen gönlü,
çocuklara bayram yeri gibidir. O kara günlerin savaşan
kartalı, dağların aslanı seğmen, ailede bir reis, bir eş,
bir bebe olduğu gibi çocuklarında en iyi arkadadaşıdır.
Çocukların okuması, ileride memleket yöneten büyük adam
olmalarını arzular. Çocuklara ölüm, savaş, işkence, zulüm
değil, top, tüfek, kılıç, süngü, dinamit, barut değil,
sevgi, saygı, kardeşlik, merhamet, bağışlama, koruma,
birleştirme, bütünleştirme, fedakârlık, hoş görü
öğretilmesini ister. Sevmeyi, aileden başlatır. Bütün vatan
sathına şamil tutar. İnanç, iman, ahlâk her zaman kılıçtan,
toptan, tüfekten üstündür. Her silahın bir tetiği vardır ve
tetiği, o ateşleme düğmesini çeken de insan elidir.
İnançsız, imansız, ahlâksız bir elin çektiği tetikle kurşun
hedefe varamaz.
Günümüz seğmeninde
bulunan inanç, iman ve ahlâk ölçüleri, bilgi ve çağdaşlıkla
bütünleşmiştir.( En azından yüreğimiz böyle olsun istiyor.)
Günümüz seğmeni, çocuklarımızın bilgisayar ve elektronik
tekniğin daha ötelere geçmesini ister. İnternetin daha
ilerisinde, maddenin sonsuz boyutları arasında sevgi, saygı,
birlik getiren en ileri boyutlarına ulaşmasını arzular.
Ufoların, uzay mekiklerinin ilerisindeki, öteler ötesinin ay
yıldızlı uzay araçları ve gök bilimcileriyle keşfedilmesini
işaret eder.İşte seğmen ruhu budur.
Ankara tarihinin
derinliklerinden esip gelen seğmen ruhunun geleceğimizi
yönlendiren, gelecek çağlara şekil ve renk kazandırarak
mananın sihirli ikliminin meltemi olduğunu biliyoruz.
Milletimizin sonsuza kadar başşehri kalacak olan Ankara'mız
seğmen melteminin serinliğiyle müjdeli yarınları
kucaklayacaktır. Müjdeli yarınlara, seğmen ruhuyla
ulaşacağız.
Bugün bulunduğumuz
noktadan memnun olmakla birlikte, kendimize yeterli
görmüyoruz. İleri,daha da ilerideki noktaları da geçmeye
mecburuz.
Bu nedenle,
lider-komutan-hakim seğmenin açtığı bayrağın gölgesinden,
takip ettiği yoldan, işaret ettiği hedeften, asla
ayrılmadan, tek yürek-tek bilek olarak hareket edeceğiz.
Globalleşen, küreselleşen dünyada, dünya uluslarının bir
parçası olurken, içimizde o sihirli seğmen ruhunu sürekli
taşıyacağız. Hatta, yer yüzünün öteki ulusları, bizim bu
asil ruhumuzdan hız, ilham ve medet umacaklardır. Çünkü,
seğmeniz seğmen!... |
|
BAŞKENT ve
SEĞMEN |
|
Ankara'nın başkent oluşunda seğmenlerin çok büyük fonksiyonu
vardır.
Tarihimizin muhteşem
sayfaları, mukaddes başkentlerimizin aldığı kararlar ile
meydana gelmiştir.
Lider, önder, komutan,
"başkent Seçimi"ni asla tesadüfe bırakmaz. Her başkentin
tespitinde efsanevi bir sır gizlidir. Milletlerin alın
yazılarında başkentler çok büyük yer tutarlar. Hatta, alın
yazılarını dolduran bütün hadiseler başkentle başlar,
başkentle biter.
Büyük Hun
İmparatorluğu’nun, Avarların başkenti mukaddes bölge diye
adlandırılan Orhun Irmağı kıyısındaydı.
Bilge Kağan, bir şehir (
başkent ) yaptırarak etrafını sularla çevirmek istiyordu.
Ancak, veziri Tonyukuk, bu görüşe katılmıyordu. Tonyukuk,
Bilge Kağan'ın babası İlteriş Kağan ile amcası Kapağan
Kağan'ın da vezirliklerini yapmıştı. Tonyukuk, Çin'in insan
sayısı bakımından Türklerden çok fazla olduğunu, bu nedenle
de, şehir ve kale yapılıp içine oturulursa, Çinlilerin
Türkleri kolaylıkla kapana sıkıştırıp yok edebileceğini
söylüyordu. Bu nedenle, Türklerin sürülerini otlatarak,
sadece suları ve otlakları takip etmelerini gerektiğini, Çin
ordularının vadilerin ve dağların derinliklerindeki Türkleri
bulamayacaklarını ve Çin akınlarının başarısız kalacağını
ifade ediyordu.
İşte, Türk milleti, çoğu
imparatorluklarında başkentlerini stratejik noktalardan
kareket ederek seçmişlerdi.
Eski Türklerde kağan ve otağının bulunduğu yer başkentti.
Hattâ şehirlere orduda verilirdi.
Kaşgarlı Mahmut diyor ki:
"Ordu, hakanın oturduğu
şehir demektir. Bundan alınarak hakanların oturdukları
Kaşgar şehrine de Ordu-kend denilmiştir. Ordu, Balasagun
yakınlarında bir şehir. Balasagun şehrine de Kuz-ordu adını
verir. Ordu, ordubaşı, hakanların döşeyicisi ve yaygıcısı
demektir.”
Ordu-kend'ler büyük ticaret yolları üzerinde kuruluyordu.
Ordulanmak deyimi çoğu
kez, yer tutmak, ikâmet etmek anlamında kullanılıyordu.
M.Ö.210 yıllarında Mete
ile Moğollar ( Proto-Moğol ) (ataları Tunghu'lar ) arasında
bulunan otlak, boş yere "ordu", "orta" ve sonra da "ordu"
adı verilmiştir.
Kağan'ın çadırına "Alaçuk"
deniyordu. Sarı renk, hakanlık rengiydi. Ala-çuk adı da bu
rengden kaynaklanıyordu.
Önce Alaçuk, sonra Otağ, ardından Saray...
İşte başkent!..
Baş-kent, ya da baş-şehir...
Yani şehirlerin başı...
İlim merkezi. Karar merkezi. Kültür merkezi. Ticaret
merkezi.
Seğmen, bozkırın
ortasındaki bir şehri başkent yapandır. Türk'ün kararan
bahtını "akeden" kararların alındığı bir şehri, dünyanın
gündemine sunarak, yeryüzündeki bütün Türklerin gözbebeği
haline getiren seğmendir.
Beynam yollarında, Dikmen
sırtlarında yağız atlar üstünde Atatürk'ü karşılayıp, O’na "hoşgeldiniz,
sizinle bu millet ve bu vatan için ölmeye hazırız" diyenler
seğmenlerdir.
Atatürk'ümüzü, Samsun'da
başlayan istiklâl yürüyüşünde çoğu il-ilçe şüphesiz iyi bir
şekilde karşılamış, bağrına basmıştır. Ancak Ankara
seğmenleri gibi hiç bir il karşılayamamıştır diyebiliriz.
Seğmen ruhu, Atatürk'ün kafasında ve gönlündeki bağımsızlık
ateşini yakmıştır. Dizlikleri, çorapları, cepkenleri,
hamailler,, silahlıkları, puşularıyla yiğitliğin sembolü
olan seğmenler, Atatürk'le bütünleşerek, cepheden cepheye
koşmuşlardır. Ankara'da kurulan orduya ve hastaneye
köylerden kağnı kağnı cephane, giyecek yatak-yorgan ve
yiyecek taşıyanlar seğmenlerdir.
Çanakkale'de Sakar'yada,
Dumlupınar'da şehit düşenler seğmenlerdir. Batının en modern
silahlarla donatılmış ordularla göğüs göğüse çarpışarak
vatanı kurtaran onlardır.
İstanbul'u kimin, ne
zaman fethedileceğini bilerek, Fatih' e talebesi
Akşemseddin'i "hoca,, olarak veren Hacı Bayram-ı Veli
Hazretlerinin memleketi olan Ankara'yı, Türk Milleti’nin
sonsuza kadar başkenti yapan seğmendir. |
|
TÜRK ADI ve
SEĞMEN |
|
Türk adı ile seğmen adı birbirinin aynısıdır.
Türk, tarihinin en büyük
milletinin adıdır. Bu millet, seğmenlerden, efelerden,
dadaşlardan, zeybeklerden meydana gelmiştir.
Türk kelimesi tarihin her
döneminde kutlu bir mühür olarak insanlık medeniyetinin
üzerine vurulduğu için, bütün araştırmacılar en eski
dönemlerden beri bu kelimeyi araştırmışlardır. Bunlardan bir
kısmına göz atacak olursak;
-M.Ö. 5.Asır Herodotos: "Türk doğu kavimleri arasındadır." J.V.Hammer,1832
: İskit topraklarında oturan "Targita" veya "Tyrkae ( Yurkae
)'ler ( W.Tomsck,1887), Kutsal kitap Tevrat'ta adı geçen,Yafesin
torunu Togharma (J.V.Hammer,1832),
-Eski Hint kaynaklarından rastlanan "Turukha" ( veya Turuşka )'lar ( V.deSt.Martin,1899,J.Marguart,1901)Thrak'lar
(F.Erdmann,1862)
-Eski ön Asya çivi yazılı metinlerde görülen " Turukku"lar (H.Z. Koşay,1955),
-Çin kaynaklarında M.Ö. 1 bin içinde rol oynadıkları belirtilen "Tik"(veya
Di)'ler ( De Groot,1921) ve hattâ "Troia"lar vb.,bizzat Türk
adını taşıyan Türk kavimleri sanılmıştır.
-Nuh'un torunu (Yafes'in oğlu)"Türk"deTeberî, Mes'udî, İbn'ül-Esir, İbn
Hurdâdbih, Gardîzî, Kaşgarlı Mahmut v.b),
-İran kaynaklarında hükümdar Feeridun ( Thraetaaona)'un oğlu "Turac"veya
"Tur" (Tûran) buradan geliyor, adını taşıyan ilk kavim.
-Afrâsyâb (Tunga Alp Er veya Alp Er Tunga ) bir Türk başbuğu olup,
İran-Turan mücadelelerine ait hatıraları dile getirir.
-Türk", Türük" (M.S.6-8 asır ) Gök-Türk çağında Orhun Kitabelerinde
zikredilmektedir.
-Peygamber (S.A.V)'imizin sevdiği, övdüğü bir milletin adıdır.
-"Türk" kelime olarak, yiğit, kahraman, mert, cesur, hoşgörülü, sevgi dolu
yürek sahibi, atılgan demektir. "Seğmen"de kelime olarak
aynıdır.
Türk, seğmenlerin teşkil
ettiği milletin adıdır. |
|
SEĞMEN =
ALPEREN |
|
Seğmen alperendir. Alplik, yiğitlik, komutanlık demektir.
Erenlik, maneviyat liderliği demektir. Alperen, ordunun
maddi ve manevî lideri olmakla beraber,halkın umut
kaynağıdır.Kılıcı, tüfeği yani silahı ve harp sanatını
ustalık mertebesinde bildiği gibi,inanç, ahlâk ve imanın da
bayrağıdır. Cepkeni veya kaftanı onun aynı zamanda
kefenidir. Seğmenin beyaz patiskadan işliği onun aynı
zamanda kefenidir...
Anadolu'nun Türkleşmesi
ve İslamlaşmasında mühim rol oynayan Alperenlerin
Ankara'daki uç beyleri seğmenlerdir.
Alplik ve erenlik
seğmenin kıyafetindeki silâhlık(kundaklık) ve hamaillerde
simgelenmiştir.Alperenler ve seğmenler için,en vazgeçilmez
varlıklardan biriside at'tır.
Seğmen alperenler,
milletin makûs talihini, gene gene milletle birlikte
yenerler. Tarih, bu hususun binlerce örneği ile doludur.
Kıratına binen seğmen
alperenler, şanlı Türk bayrağını milyonlarca kale burçlarına
dalga dalga taşımışlardır. Sadece karada değil, denizlerde
ve havada şehitlik şerbetini içebilmek için yılmadan vatan,
millet, bayrak ve din uğrunda çarpışmışlardır. Attığını
vuran, gözünü budaktan esirgemeyen seğmen alperen, çok iyi
nişancılardır.
Ordunun hem komutanı, hem
de imamı, hocasıdır. Zaten,başarının mutlak olmasının sırrı
da buradadır.
Ahiler döneminde
Ankara'nın çok önemli bir merkez haline gelmesinin yegâne
sebebi, seğmen ruhunun alperence bütün topluma hakim
olmasıdır. Hem savaşçı, hem sanatkâr,hem de manevî mimar...
İşte seğmen bu!..
Seğmen alpereni hiç bir
zaman Grek Lâtin milletlerinin "Herkül" üne, ortaçağ
Avrupa'sının "şövalye"sine, Japonların "samuray" ına
Amerika'nın "kovboy"una benzemez. Benzemeyişinin tek nedeni
maneviyat liderliğini de yapmış olmasıdır.Alperen Türklüğün
alpini, İslamiyet'inde "gazi"liğini "eren"liğini bir araya
getirmiştir.
Seğmenlerin piri Hacı
Bayram-ı Veli hazretleridir. Ahmet Yesevi'den bugüne kadar
gelen ışık şelâlesinin en büyük çağlayanı Hacı Bayram...
Seğmen=alperen cihadı küçük görür. Esas büyük cihadı
kendinde nefsiyle yapar. Seğmen,"ilahî kelimetullah için,
yani İslâm'ın tevhît akidesini şanına layık bir şekilde
yüceltip yaymak için savaşır. Savaş zaferle bittiğinde
"Elhamdülillah küçük cihad bitti." deyip, büyük cihada
dönüyorlardı. Yani nefeslerinin ıslahına,Allah 'ın
emirlerini noksansız olarak yerine getirmeye, işlemiş
oldukları günahlar (varsa)'ın tövbesine dönüyorlardı.
Bu Alp-erenler içinde:
Battal Gâzî gibi elinden kılıç düşmeyen bir destan
kahramanını, Alparslan ve Kılıç Arslan gibi devlet
adamlarını , Hacı Bayram-ı Veli gibi mürşidi ve Yunus Emre
gibi dervişi, zirveler olarak gösterebiliriz. Yunus Emre,
bütün Anadolu'nun Moğol akınları ile yakılıp
yıkıldığı,milletin çözülüp dağılma ve yok olma raddesine
geldiği bir dönemde ortaya çıkmış; elinde âsâsı, sırtında
heybesi, adım adım Anadolu'ya baştan başa dolaşarak milletin
birlik ve beraberliğini temine ve düşmana karşı duracak gücü
oluşturmaya çalışmıştır. İşte bu noktada duruyor ve tarihe
bakıyoruz.
Tarih, yedi asır sonra
tekerrür ediyor. Anadolu, Moğol istîlasına benzer bir
şekilde baştan başa düşmanlar tarafından istîla edilmiş,
millet çözülmeye yüz tutmuş,kimileri yok olmayı mukadder
görmeye başlamış,kimileride Amerikan mandasına bel bağlar
olmuştur.
Milletin yine bir
Alp-erene ihtiyacı vardır.Ortaya Mehmet Akif çıkar.
Akif,bütün şahsî menfaat ve rahatlıklardan uzak,
imkansızlıklarla mücadele ederek, bütün Anadolu'yu şehir
şehir, kasaba kasaba dolaşıp, milletin birlik ve
beraberliğinin tesisi için çalışır.,"(*)
İstiklâl Marşını rahmetli
Akif, Ankara'daki Tacettin Dergahında kaleme almıştır.Akif'e
bu marşı, seğmen ruhu yazdırmıştır. Hacı Bayram-ı Veli
hazretlerinin bütün Ankara'yı sarmalamış maneviyat havası
yazdırmıştır.
(*)YİĞİT, Mehmet, Gülpınar Dergisi-"Türk Milletinin Milli
Kahraman Modeli Alp-Eren ve Mehmet Akif" yazısından. |
|
Seğmen Geleneği Ana
Sayfa |
|
Telif Hakkı
Elmadağ Fm'e (Mustafa Ceylan) aittir. İzinsiz kopyalanması, başka
yerde yayınlanması yasaktır. |
|